ADALAR VE İNSANLAR

Bir insanı sevmekle başlar herşey. İnsan da huzur bulur sevdiği ile. Adalar’ın adeta İstanbul’dan saklandığı, bu dört tarafı deniz çevrili yerde, hayat en doğal ve sade haliyle ilerliyor. Birçok insan, çalışma hayatını noktaladıktan sonra dinlenmek için Adalar’a yerleşiyor. Adalar’da yaşamanın artıları ve eksileri bir yana, siz de burayı sadece günübirlik bir turist olarak ziyaret edebilirsiniz. Kendi monoton yaşamınızı farklılaştırmak için birebir olan bu doğal aktivite, temiz havası ve gürültüden uzak yaşamı ile size çok şey katacaktır. İşte, İstanbul’dan farklı olarak Adalar’daki sıradan bir günde karşılabileceğiniz fotoğraf karelerini bu galeride bulabilirsiniz.

IMG_4669
Adalar, İstanbul’un sis ve duman perdesini izliyor. Uzun ve ruhsuz binaları ise İstanbul’un kirliliğine eşlik ediyor.
IMG_4616
Bir kış sabahın ilk saatlerinde Kınalıada sahili. Martılar güneşi karşılıyor.
IMG_5089
Büyükada’nın içindeki yokuşlar, insanların evlerine kadar eşlik ediyor. Yalnız bir hayli yorucu.
IMG_5034
Bağlanmış balıkçı tekneleri bir sonraki balık avını bekliyor.
IMG_8246
Büyükada’da sizi karşılayan yalılardan bazıları. Bahçelerinde geniş yeşilliklere ve çeşitli ağaç türlerine de sahip.
IMG_4597
Fazla nüfusa sahip olmasa da Adalar’da o kadar çok tekne var ki, neredeyse herkesin kendine ait bir teknesi var.
IMG_4628
Kınalıada’nın sahili ve denizi izleyen evleri, Ege Bölgesi sahillerini aratmıyor.
IMG_4981
Heybeliada ağaç türlerinin çeşitliliği ile ünlü. Sağdaki güzel kokulu ve sarımsı mimoza çiçeğini, bahar aylarında sokaklardaki satıcılardan tanıyor olabilirsiniz. 
IMG_5013
Heybeli’yi izleyen bu sahil, Burgazada’ya ait en sakin ve dinlendirici yerlerden biri.
IMG_8190
Kimilerinin hayali olabilecek güzellikteki evlerin en iyilerini, Büyükada’da bulabiliyorsunuz.
IMG_8192
Bembeyaz bir at, yük taşımacılığında kullanılmak üzere ağaca bağlı bir şekilde bekletiliyor.
IMG_8201
İstanbul’a en yakın mesafeden, Büyükada sahilinden, Anadolu yakasının panaromik görünüşü.
IMG_8282
Adanın bir diğer günübirlik ziyaret sebebi ise İstanbul manzarası eşliğindeki rakı ve balık sofrası.

İstanbul’un aradığı gizli orman: HEYBELİADA

IMG_5075.JPG
Evin önüne park edilmiş bir tekne bulabileceğiniz nadir yerlerden biri. Yaz sıcakları yaklaştığında bitkiler en güzel kokularını bırakacak, solgun palmiyeler de iyileşmiş olacak.

“Ve madem ki bir gün ölüm mukadder. Ben sularda batan bir ışık gibi, sularda sönmek istiyorum…

Nazım Hikmet”

Ada, ismini Heybeli görünüşünden alır. Eski ismi ise Yunanca “bakır” anlamına gelen “Halki”dir. Heybeliada, İstanbulluların en sık günübirlik seyahat yaptığı ada olarak da biliniyor. Yazın turistlerinin gelmesiyle ada nüfusu 10 katına kadar çıkıyor. Turistler adanın büyüklüğünden dolayı kolay dolaşım için faytonlara binmeyi tercih ediyor. Faytonlar ise ücrete bağlı olarak uzun veya kısa turlar düzenleyebiliyor.

Diğerlerinde de olduğu gibi Heybeliada’da halk ulaşım çözümünü “tricycle” denilen üç tekerlekli motosikletleri kullanarak çözmüş. Bu araçların tercih edilmesindeki en büyük neden elektrikli olması. Adada bir benzin istasyonu bulunmuyor. Gereken araç yakıtı bidonlarla veya aracın karşıya geçerek doldurulması gerekiyor. Oysa bu üç tekerlekli motosikletler adadaki benzine olan bağlılığı da ortadan kaldırıyor. Aynı zamanda aracın bagaj hacminin genişliği sayesinde de yük taşımacılığını sağlıyorlar. Adalıların çoğu bu araca takılabilen bir tente eklentisi ile yağmurlu havalarda da aracını kullanabiliyor. Kınalıada ve Burgazada’ya oranla adada daha fazla sayıda kamu aracı mevcut.

Heybeliada aynı zamanda Adalar ilçesinde en yoğun sayıda asker bulunan ada olarak dikkat çekiyor. Adaya ulaştığınızda solunuzda kalacak olan Deniz Lisesi Komutanlığı’ndan tutun ormanlık alanları çevreleyen garnizonlara kadar adada askeri hareketlilik mevcut. Bunda ormanlık alanların bol olmasının da payı var. Heybeliada, adalar içinde en “yeşil” olma özelliğini de taşıyor.

IMG_5086.jpg
Soğukların kırılmasıyla adanın patili dostları bahar güneşinde ısınıyor. Hiçbir hayvan aç kalmıyor, adada mutlaka hayvanlar ile ilgilenen insanlara denk geliyorsunuz.

Yabancı turist tehlikesi

Ada vapuru aynı zamanda Eminönü’ndeki doğulu turist nüfusunu da adaya taşıyor. Çoğunluğunu Arapların ve Suriyelilerin oluşturduğu bu topluluklar adaki güvenlik güçlerini de tetikte tutuyor. Kimi zaman hırsızlık, kapkaç gibi suçlarla boğuşan adalılar, gelen doğulu turistlere güvenle bakmıyor. Adadaki asayişi emniyet ve güvenlik güçleri sağlarken, özellikle ormanlık alan gibi suçun gizlice yürütülebileceği ıssız bölgeler asker denetiminde korunmakta. Bölgeye girmeniz veya fotoğraf çekmeniz dahi yasak. Adanın turistik bölgelerinde veya vapur seyahati sırasında başıboş bırakılmış çantalara dahi güvenlik güçleri temkinli yaklaşıyor.

IMG_5072.JPG
Evinize doğru uzanan ince ve dar bir sokak. Sıfır araba gürültüsü ve olabildiğince büyük bir yalı. Bu tam bir ada yaşantısı.

Adanın hazineleri

Ada bir yandan İsmet İnönü’nün öncesinde kiraladığı, daha sonra çok beğenip satın aldığı evine de ev sahipliği yapıyor. İnönü’nün ölümünden bu yana evi müze olarak kullanılıyor. Pazartesi hariç her gün ziyaretçi kabul ediyor. Bir diğer müze ise Hüseyin Rahmi Gürpınar müzesi. Sanatçının kendi elleriyle ördüğü dantel ve örgü koleksiyonu ile birlikte kişisel eşyaları da müzede sergilenen eserler arasında.

Adada yalnızca yasal izinle görebileceğiniz iki ilginç tarihi eser mevcut. İkisi de Deniz Kuvvetleri’nin arazisi içerisinde olması dolayısıyla bu yasak uygulanıyor. Eserlerden biri, Adalar’daki tek Bizans Kalesi olan Kamariotissa. Bu kale içerisinde bir kilise ve iki manastır kurulmuş. Kilisenin özelliği ise Fener’de bulunan Aya Maria kilisesi ile kardeş binalar olarak inşaa edilmesi.

İkinci gizli tarihi eserimiz ise İngiltere’nin ünlü kraliçesi Elizabeth’in elçisinin mezar taşı. Taş üzerinde ise dönemin latincesiyle imla hataları da barındıran bir kitabe yazılı.

IMG_5107.JPG
İstanbul’un göbeğinde ve doğanın tam ortasında bir eviniz olsun istemez miydiniz.  Burası Heybeliada’daki bir ahşap ev.

Kilise başkenti

İstanbulluların en sık ziyaret ettiği ada olan Heybeli, diğer adalardan farklı olarak manastır ve kilise sayısının yoğunluyla da dikkat çekiyor. Özellikle adanın kuzeyinde geniş orman içerisine saklı kalan ve adaya karakterini veren Rum Ortodoks Ruhban okulu, Atina Üniversite’sinin İlahiyat Fakültesi’nden sonra dünya çapında din eğitimi alanında kurulan ilk akademik okuldur. Tanınmış bir çok ünlü ortodoks din adamı bu okuldan çıkmıştır. Bu okul günümüzde bir üniversiteye veya ilahiyat fakültelerine bağlılığı bulunmadığı için kapalı kalmıştır. Heybeliada’ya rum nüfusunun hakim olduğu dönemlerde ada, Rum’ların dini eğitim başkenti olmuştur. Cumhuriyet döneminde ise eğitimin laikleşmesi ve yabancı okulların kapatılması kanunu ile Türkiye’deki Ortodoks kilisesinin merkezi Fener olmuştur. Ayrıca adada hala ayakta olan ve kullanılan 80 yıllık bir sinagog da bulunmakta.

Bin yıllık tarihi, sakinliği ve kalabalığı bir arada yaşayan çevresi, dokunulmamış doğası ile Heybeliada, her gün yanındaki kardeşlerine gülümseyerek uyanıyor. Burayı keşfetmek için maceracı bir ruha da ihtiyacınız yok. Bir vapur yeter de artar bile.

IMG_5081.JPG
Ahşap evler adanın vazgeçilmezi. Ev kelimesi biraz mütevazı olacaktır, çünkü burası bir yalı.

 

Mavinin içinde bir yeşil: Burgazada

Bir sabah erkenden bindiğiniz bir vapurun güverte tarafında denizin serinliğini hissederken, önünüzde beliren beş kardeş adadan biri olan Burgazada’ya yolculuk yapacağız. Arkanızda büyük bir şehrin gürültüsü, önünüzde ise Ege kıyılarını anımsatan ve İstanbul’dan neredeyse tamamen farklı bir doğa karşınızda beliriyor. Vapurumuzun Kınalıada’dan sonraki durağı olan Burgazada, Büyükada ve Heybeliada’dan sonra İstanbul’un en büyük üçüncü adasıdır. Diğerlerinden farklı olarak yuvarlak bir şekle sahip olması ada içinde de hissedilebiliyor. Vapurdan indiğinizde Ada’nın sahil şeridi boyunca yayıldığını ve tepeye doğru yoğunluğun azaldığını görüyoruz. Pek çok bakkal, restoran ve ibadethane iskeleye yakın bölgede konumlanmış. Adadaki birkaç kafe hariç bütün restoranlar yalnızca balık ürünü ve alkollü içecek servis ediyor. Ada halkı yemeğini evlerinde yediğinden dolayı dışarıdaki restoranlar geçimini bölgeye gelen turistlerden sağlıyor.

Ulaşamıyorlar

Ada halkı yokuşları yürüyerek çıkmaktan rahatsız. Yalnızca bisiklet ve elektrikli bisiklet kullanabilen adalılar, hızlı ve kolay ulaşıma ihtiyaç duyuyor. Çevre duyarlılığı ve trafiğın sorun yaratacağı Adalar’da kamu kuruşlarının resmi araç kullanmasına karşı çıkıyor. Adalarda (Büyükada, Kınalıada, Burgazada) şahısa özel araç bulunmuyor. Adada motorlu taşıt olarak iki ambulans, 4 polis ekibi aracı, 3 itfaiye aracı, biri büyük çöp kamyonu olmak üzere ise 10 temizlik aracı mevcut. Bölge halkı kişisel ulaşımı için yalnızca bisiklet veya elektrikli bisiklet tercih ediyor. Ada halkı bu durumdan biraz şikayetçi. Ada içerisinde araç girmesini istememekle birlikte adanın çeşitli yerlerine ve özellikle vapur iskelelerine hızlı bir ulaşım yolu olmaması sebebiyle halk dik yokuşları çıkmaktan yorulmuş durumda. 2012 yılında Kınalıada’da Adalar Belediyesi’nin ücretsiz olarak kullanıma açtığı minibüsün işletimi Adalar Emniyet Müdürlüğü’nce yasaklanmıştı. Günümüze gelindiğinde ise hala bir ilerleme kaydedilmiş değil.

ambulans.jpg
Adalar’ın sokakları yalnızca ambulans ve polis araçlarını taşıyor. Çevre halkı ise bisiklet veya elektrikli bisiklete mahkum kalmış. Güç gerektiren bu taşıtları yokuş üzerindeki evlere kadar kullanmak ise neredeyse imkansız. Halk bu durumdan şikayetçi.

Ada halkı turistlerin adaya gelmesinden duydukları rahatsızlıktan da söz etti. Haftasonu evlerinin hemen önünde kurulan pazar, sessiz ve huzurlu ara sokaklarının yerini kalabalığa ve gürültüye bırakıyor. Evlerinin sürekli fotoğraflarının çekilmesine alışkın olduklarını belirten adalılar, “Yine de sürekli size bakan gözler oldukça ne kadar rahat olabilirseniz o kadar huzurluyuz” yorumunda bulunuyor.

Hayvanlar öldürülüyor

Fayton taşıyan atlar her yıl aşırı zorlama sebebiyle işkence görüyor ve ölüyor. Adaya ziyarete gelen turistlerin sorumsuzca fayton kullanımı dolayısıyla para kazanan bölge turizmcileri, müşterinin sıkca geldiği bahar ve yaz dönemlerinde atları hor kullanmaktan çekinmiyor. Adalar Belediyesi ise faytonların işletiminin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olduğunu, kendilerinin bu konuyla ilgili birşey yapamayacaklarını belirtiyor. Sadece Adalar’da yapılan bir uygulama ile bütün faytonlara plaka takılmış olsa da, halk şikayetlere yanıt alamadıklarını belirtiyor. Şikayetler arasında yaralı atların dahi gün boyu kullanılması, sokaklara at pisliğinin dökülmesi, faytoncuların keyfi davranışları ve kaba olmaları yer alıyor. Ada halkı ise bu hayvan işkencesi haberleri ile anılmaktan oldukça rahatsız. Burgazada’da turistlerin fayton tuzağına düşmesinden dolayı fayton bulunsa da, ada halkı fayton taşıtlarını kullanmayı reddediyor. Burgazada’da her gün sahile inip hayvanları besleyen bir ada sakini ise konuyu şu sözleriyle değerlendirdi: “Adalılar olarak atlar hakkında yapılan haberlerin adayı kötü göstermesinden ben bıktım. Burada kedi, köpek, martı, karga gibi bir sürü hayvan iç içe ve huzurlu yaşıyor. Sokaklara mama kabı koyun bile demiyoruz çünkü her hayvanı besleyen bir hane var. Ege’den gelirken kaza yapan araçtan kurtarılmış bir köpeği bile ‘Ada’da iyi bakılır’ diyerek güvenip, burada bıraktılar. Biz hayvanlarla birlikte yaşıyoruz. Hiçbir hayvanımız aç kalmaz. Yalnızca Kınalıada’da fayton kullanımı yok. Geri kalan adalarda ise atlar üzerinden para kazananlar yüzünden kötü anılmak istemiyoruz.” şeklinde konuştu.

Adadaki önemli noktalar

Türkiye’de en fazla ziyaret edilen evden dönüştürülmüş müze, Burgazada’daki Sait Faik Abasıyanık Müzesi’dir. Sanatçı, bu köşkün annesinin ikamet ettiği evi olması dolayısıyla ömrünün birçoğunu burada geçirmiştir. Sait Faik’in ölümü üzerine sanatçının annesi, 1959 yılında köşkün müzeye çevrilmesi şartıyla Darüşşafaka Cemiyeti’ne emanet etmiştir. Müzenin bir diğer önemi ise Türk Edebiyatı’nın önemli isimleri Orhan Seyfi Orhon ile Aziz Nesin’i bir tartışmaya sürüklemesidir. Türkiye’de ilk defa bir edebiyatçı adına açılacak bir müzenin, Sait Faik adına açılmış olmasına sitem ederek bunu hak eden birçok değerli sanatçı olduğunu söylemiştir. Aziz Nesin ise sonradan yazdığı bir makalede Orhan Seyfi’yi eleştirecek ve Sait Faik Müzesi’nin bir öncü olduğunu savunacaktır. Günümüzde ünlü öykü yazarının kişisel eşyaları ve mektupları müzede ücretsiz sergilenmektedir.

Burgazada ve Heybeliada, aynı zamanda verem hastalığının çok can aldığı yıllarda Mustafa Kemal’in isteği üzerine kurulan Türkiye’nin ilk sanatoryumlarından birine ev sahipliği yapmaktadır.

Burgazada nüfusunun çoğu Rumlar’dan oluşuyorken mübadele sonrası adada Rum nüfusu azalmış, yerine Yahudi nüfusu artış göstermiştir. Burgazada İstanbul’u ve diğer adaları da aynı kare içerisinde görebilen manzarası ile adadaki ahşaptan yapılmış köşk ve yalılar bir uyum içerisindedir. Adanın mimari anlamda en eski yapısı, adanın merkezinde bulunan ve 1899 yılında yapılmış olan Aya Yani kilisesidir. Adada yaşayan Rumlar günümüzde kiliseyi hala kullanmaktadır.

Kum ve deniz

İstanbul ile aynı olan iklim, Adaların dört tarafının denizle çevrili olması dolayısıyla yazları daha az yağışlı, kışları ise nadir kar yağışı görüyor. İstanbul’da bulunmasına rağmen Akdeniz ikliminin bitki örtüsü olan makiler ve çam ağaçları bütün adaları kaplar. Yemyeşil dalar, yazın tatile uzak şehirlere gidemeyen İstanbullular için Ege denizini aratmayacak güzellikte koy ve sahillere sahiptir. Burgazada’da vapurdan indiğinizde sağ taraftan kıyı şeridini takip ederek yarım saatlik yürüyüşle ulaşabileceğiniz Madam Martha Koyu, şehirden ve insandan olabildiğince uzakta doğanın yeşilini barındıran bir yer. Koy ismini eski bir Burgazada sakini bir Ermeni kadından almış. Kendisini Burgazada’ya adamış kadın her gün denizde yüzer ve topladıkları ile kolye ve bilezik yaparmış. Ermeni bir katolik olması ve denizde çıplak yüzmesi gibi söylentilere dayanamayarak ardında“Artık rahat edersiniz” yazılı bir not bıraktıktan sonra denize açılıp gözden kaybolduğu söylenir. Bir diğer ziyaret edilen sahil ise Marmara denizinin geniş ve yalnız sularını gözeten Kalpazankaya sahilidir.

IMG_5020
İnsanın varlığı adaya tahribat olarak dönüyor. Bölgenin doğal güzelliği İstanbul gibi beton yığını bir şehir için eşsiz olsa da, çevre kumsallarına gereken titizlik gösterilmiyor.

Burgazada yangını

6 Ekim 2003 yılında çıkan büyük yangın, adasına gitmek için vapur bekleyen insanların gözü önünde adalarını yakıyordu. Okulların tatil olması nedeniyle çocukların evde bulunması endişeyi daha da arttırmıştı. Burgazada çöplüğünden başlayan ve Lodos rüzgarının etkisiyle ormana sıçrayan yangının sabotaj olup olmadığı tartışmaları devam ederken yangın, ertesi güne ancak söndürülebilmişti. Yangında 11 ev yanarak kül oldu. Yangının üzerinden bir hafta geçtikten sonra İstanbul Orman İdaresi, Adalar Belediyesi ve ada halkının da katılımıyla yanan 450 dönüm arazi üzerinde yeniden yeşillendirme çalışması yapılmış ve yangın izi neredeyse tamamen temizledi. Star ve Vatan gazetelerinin ertesi gün, yani 7 Ekim tarihinde bu korkutucu yangını “Sait Faik Adasıyanık” manşeti ile vermesi büyük tartışma yaratmıştı.

Burgazada, Büyükada ve Heybeliada’dan yüzölçümü olarak küçük olmasına rağmen azımsanmayacak kadar ilgi görüyor. Adalar’da oturanlarda dahi son zamanlarda Burgazada’ya taşınıyor. Bunda şüphesiz ki her eve bir bahçe düşmesinin ve doğayla iç içe olan sakin yaşamının etkisi var.